T-Mobile myTouch 3G Fender Limited Edition

January 22nd, 2010 § 0

HTC ile zaten başından beri, TyTN II sebebiyle bir kesişme durumum vardı.

Hero ile epey platonik bir hal almıştı.

Bununla bildiğin aşk olacak… Reklamın tuzağına düşerim, bu cihazı bulursam tek geçerim!

———————————————–

Since TyTN II, we have been flirting with HTC.

Then it becomes platonic with Hero.

But with this, its gonna be a real love… I really WANT this, blame it on Clapton!

[MEDIA not found]

Çok Thomson gördüm seni Pegasus!

January 18th, 2010 § 7

Efendim aşağıdaki ilk reklam benim aylar önce sizlerle paylaştığım Thomson reklamı.

İkinci ise yeni Pegasus “işi”.

[MEDIA not found]


Daha ne kadar ucuzlatabileceğiz acaba bu mesleği?

Yaratıcı örnekler

January 14th, 2010 § 2

MSÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı girmeyi isteyip beceremediğim bir bölümdü. Böyle ürünleri görünce içimdeki o duygu gene kabarıyor. Ben çok sevdim, bilhassa terliğe bayıldım…

Milk çıldırmış olmalı! Kağıt oyuncak sergisi./ Milk Gone Mad! Paper Toy Show

January 12th, 2010 § 1

Efendim 21 Ocak – 11 Şubat tarihleri arasında milk sanat galerisinde sevgili Çağrı ve Ezgi‘nin önderliğinde girişilen bir sergi var. Kağıttan oyuncaklar yapıldı, çeşitli tasarımcılar standart tipteki bir kağıt bebeği giydirdiler. Gidilesi, görülesi bir etkinliktir, yok ben duymadım, aman da neden bilmiyorum demeyiniz. (Yandaki çalışma sergiye katılan Sernuretta’ya aittir). Buradan bakabilirsiniz haberine.

—————————————————————————————-

Milk will be hosting first custom toy show in Turkey! The print – cut – build generation is invading the gallery with some of the unique characters made out of paper ! Until now, the approved artists for this experience are;

Internation princess of paper toys “Dolly Oblong”, Çağrı Akyurt, Uçman Balaban, Fatih Yılmaz, Deniz Beşer, Alexander Gwynne, Burak Şentürk, Dyadic, Ece Diçmen, Eric Wirjanata, Esra Arıcı, Gemma Correll, Japi Honoo, Michael C. Hsiung, Milkyhead, Olcayto Cengiz, Pamela Halomoan, Sadi Tekin, Toygun Özdemir, Matt Hawkins, Sernuretta (the toy at the image). Here is the site.

“Kara Şinşek”. Ya da sizin bildiğiniz adıyla, Fiat Punto Evo

January 12th, 2010 § 6

Fiat Punto Evo ile kesişmemin hikayesini burada anlatmıştım. Şimdi gelelim iki günlük deneme macerama.

Otomobili Cumartesi almaya gittiğimde açıkçası çok da meraklısı değildim. Fiat bir jest yapmıştı, ben de reddetmek istememiştim. Bir yandan merak ediyordum ama diğer taraftan daha önce burada da sorduğum gibi, içimdeki Jazz aşkını törpüler mi diye de inanmaz inanmaz bekliyordum.

Bekliyordum.

Evet “bekkliyordum” zira otomobili sözleştiğimiz saatten “bir miktar” geç almak zorunda kaldım. Beni bilenler bilir, bilmeyenler de bu vesile ile öğrenmiş olsunlar ki ben beklemeye dayanamam. Çok sinirleniveriyorum bir anda, ki zaten çok da istemeyerek gitmişim, bir de bu bekleme dank etti.

Tam vazgeçmeyi düşünürken, kendileri geldiler, kaldırımın yanına yanaştılar.

Öncelikle ayarlamaları sağlayıp kırmızıyı değil de siyahı verdikleri için kocaman bir teşekkür Pure‘a, zira zevkler ve renkler tartışılmaz ama bu otomobilin renk/döşeme kombinasyonu bana göre budur gerçekten de. Hoş gönül bir de cam tavan isterdi ancak, düşününce, KITT’in de cam tavanı yoktu zaten. (Züğürt tesellisi mode is on)

Herneyse, Serdar arkadaşımızdan otomobili teslim aldım, pozumu verdim, otomobil hakkında zaten bilgi sahibi olduğum için son ayarlamaları yaptık.

Bakın bir blogger aktivitesi için otomobil vermek ayrı bir olay. O otomobilin en yüksek donanımlısını vermek apayrı bir olay. Otomobille beraber dolu bir depo benzin ve dolu OGS vermek ise bambaşka bir olay. Yeri gelmişken bir kez daha Pure’a ve Fiat’a gerçekten teşekkür eder, bu yaklaşımları için tebrik etmek isterim.

Efendim adım adım inceleme ve yorumlarımı aşağıda yazacağım ancak kısaca; kendisi ile 2 gün geçirdik. Birinci gün şehir içi performansını görmek istediğimden yoğun trafiğe girdik, İstanbul yollarında ve meşhur trafiğinde tepkilerini denedik. İkinci gün ise rotamızı biraz uzağa çevirdik, Silivri’ye gidişi E5′den, dönüşü TEM’den bir yolculuk yaptık.

Bilhassa dönüş yolunda yakalandığımız korkunç yağmur hiç hesapta olmayan başka testler yapmamı da sağlamış oldu :)

Ve 2 günün sonunda gerçekten otomobil alma kararımı etkileyebilecek bir deneyim yaşadım.

Ben O’na benimle konuştuğu, bana yardımcı olduğu, ve rengi yüzünden “Kara Şinşek!” adını taktım, ve burada okuyacağınız inceleme de bir otomobil gurusu tarafından değil, otomobillere meraklı bir sürücü tarafından yazılmıştır, onu da belirteyim.

Şimdi incelemeye geçelim, oradan da sonuca bağlanırız :)

Motor:

Benim kullandığım 1.4 Multiair 105 hp idi. Zamanında bir Toyota’mız vardı, 98 model Corolla, O da 115 beygir idi ve 180 beygir gibi davranıyordu. Bunda da aynı şeyi hisettim. Motoru -ki daha tam açılmadığını varsayarsak- çok güçlü. Siz gaza bastıkça o “daha” diyor ve çok düşük devirlerde de gayet sorunsuz çalışıyor.

6 ileri vites kutusu keyifli, geçişler rahat, vites topuzu çok şık, 6.vites yok gibi neredeyse. Otomobil 5.vitese kadar her vites geçişinde ileri atılıyor ki genelde 4.viteste tıkanan rakipleri arasında ciddi bir fark yaratıyor. Ha tabi bunları konuşmak için şu anda çok erken. 1 sene sonra motor açıldığında, performansı, sorunları ne olur ona bakmak lazım. Şu an için, gayet akıcı.

Bagaj:

Bagaj kapasitesi bu sınıftaki bir otomobil için gayet iyi, hele ki arka koltuk sihirbazlıkları ile neredeyse kuzeni Doblo ile yarışacak hale geliyor. Yüksek arka tamponu yükleme işlerini biraz zora soksa da normal kullanımda gayet rahat ve hacimli.

İç mekan:

İçeride sürücü açısından her şey yerli yerinde, kol mesafesinde. Direksiyonu çok rahat, ancak içi bordo-siyah ikilisi ile öyle güzel bir ortam sunuyor ki, koltuklarda insan bir iki ayar daha bekliyor yok beldi sırttı diye. Fiat modellerinin soyulan ya da kalitesiz gözüken takometre ve buton ikonları yerini gayet şık görsellere bırakmış. Gece ise tüm dashboard ışıklandırması nefis olmuş. Bilhassa torpido gözünün üstündeki ince ışık huzmesi detay olarak beni benden aldı. Renk olarak (tıpkı BMW gibi) turuncu/kahve tonundaki seçim gözünüzü yormuyor.

Gerek ön gerek arka koltuklarda tavan mesafesi fazlasıyla var, kafanızı sürtmeniz gibi bir durum sözkonusu değil. Ancak, eğer şöförünüz benim gibi 1,90+ bir adam ise, ve siz de O’nun koltuğunun arkasına denk gelirseniz, resimdeki gibi bir durum yaşayabilirsiniz. (Hoş bu durumu yaşamadığım otomobil çok azdır benim).

Görüş açısı gayet güzel. Arkadaki sütunlar kör nokta yaratsa da park yardımcısı sizin bir şeylerin tepesine çıkmanızı önlüyor. Yan dikizler ise benim en bayıldığımdan, kamyon dikizi gibi, kocaman. Ferah feza sağınızı solunuzu görebiliyorsunuz.

Otomobilde benim en memnun kalmadığım noktalardan birisi saklama gözleri oldu. Zira torpido gözü gerçekten şaka gibi ufacık.

Torpido gözü dışında yükseklik ayarı kolçakta bir tane, sol tarafta ışık kontrollerinin bulunduğu panelin altında bir tane ve navigasyonun yaınnda da bir tane olmak üzere 3 adet kapalı saklama gözü var. Boyut olarak fotoğraflarda emsal vermesi açısından çeşitli objeler yerleştirdim, açıkçası tatmin edici değil.

Özellikle navigasyonun yanındaki kapaklı göz bana bir aylık kullanımın sonunda sorun çıkartır gibi geldi ama bu benim varsayımım tabi, fena halde de utandırabilir.

Bu ufak tefek gözlerin haricinde USB girişi ve mobil (bardak) kültablasının olduğu, klimanın altında kalan kısım, el freninin altında kalan yer, kapı içleri gibi kapaksız ufak tefek alanlar da mevcut.

Yeri gelmişken, kapı içlerindeki gözlerde yer alan bardaklık (ya da kutu içeceklik) kısımları gayet başarılı ancak seyir halinde uzanıp alması sıkıntılı. İnsan orta konsolda bir bardak yeri arıyor açıkçası.

Cam kontrolleri standart. 4 camı da otomatik olan ve dış dikizlerinde buğu çözücü özelliği de bulunan Punto Evo’nun tüm cam ve dikiz kontrolleri, cam kilit butonu ile birlikte derli toplu biçimde.

Far kontrolleri ise hemen sol tarafta. Sislerin yüksekliğini ayarlamanızı sağlayan, sisleri ve parkları açıp kapayan ve ESC (Elektronik Stabilite Kontrolü) Menü tuşunun yer aldığı bu panele açıkçası ben alışmakta sıkıntı yaşadım başlarda. Zira hangi buton neyi yapıyordu, parkları hangisi yakıyordu hangisi sislerdi diye biraz bocaladım. Genel olarak farların aydınlatmasını yetersiz bulmama rağmen sislerden ve viraj içi aydınlatmadan son derece memnun kaldığımı belirtmek isterim.

Kontağı çevirince:

Anahtarınızı takıp kontağınızı çevirdiğinizde önce dikkatinizi yol bilgisayarı çekiyo, zira tam önünüzde, takometrenin ortasına yerleştirilmiş. Anlık benzin tüketimi, yol bilgileri, mesajlar, ayarlar, tarih, saat vb standart bilgilere sağda bulunan silecek kolunun üstündeki “TRIP” butonuna parmağınızla basarak geçiş yapabiliyorsunuz.

Ancak bu noktada bambaşka bir sistem daha devreye giriyor ki, işte bu sistem Fiat’ın sunduğu güzelliklerin en önemlilerinden; “Blue&Me”.

Blue&Me sistemini direksiyonun üstündeki “Windows” tuşuna basarak aktif hale getirebiliyorsunuz. Ve işte o noktada “Kara Şinşek” adını hakediyor zira KITT kadar olmasada “KITTiye” diyebileceğimiz bir bayan sizinle konuşmaya başlıyor. Mesajlar, ayarlar gibi tüm sistem fonksiyonlarına ses kumandası ile ulaşabiliyorsunuz. Ayrıca bu sistem aracınızın yol bilgilerini almanızı da sağlayan bir USB girişini de size sunuyor, hemen klima sisteminin altında.

Navigasyon (TomTom):

Otomobilde en kangrene bağladığım konu oldu. Dokunmatik ekranını kullanmak bir mesele seyir halindeyken. Dolayısıyla mutlaka yola çıkmadan tüm bilgileri girmeniz gerek. Ki o bilgilerde de aksaklıklar, problemler var. Misal Silivri’nin yolları değişmiş, tek yön olmuş, ancak kendisi bizi ısrarla ters yöne sokma çabasındaydı. Bizim denediğimiz araçtaki cihazın ses dosyaları yüklü değildi, dolayısı ile sesle komut vermek mümkün değildi ama inanıyorum ki sesle müdahele edildiği zaman çok daha kullanışlı olacaktır. Zira sesli yol tarifi son derece başarılı.

Müzik sistemi & klima:

Otomobilin çift bölgeli dijital kliması gayet başarılı. Ancak aynı şeyi müzik sistemi için söylemek çok zor. Blue&Me teknolojisi ile USB aracılığı ile mp3 çalabilen, CD çalarlı ve direksiyondan kumandalı dahili müzik sistemi malesef sesi açıldıkça kalitesinden ödün vermeye başlıyor. Ama otomobili bangırdatmak istemiyorsanız gayet yeterli, güzel.

———————–

Tüm incelemeyi özetlemek gerekirse:

Pozitif olarak:

  • Bir kere çok yakışıklı. Kaslı duruyor. Ve aynı zamanda da standart bir otomobil gibi. Yanınızdan geçen ve sizi gerçekten de standart bir otomobil sanan birisini gaza basarak cidden şaşırtabiliyorsunuz. Zira arkamda selektör yapanların dikizde minicik hale gelmeleri çok eğlenceliydi.
  • Motor sesi! Gaza bastığınızda motordan gelen homurtu gerçekten çok keyifli. Fiat ne yapıp edip bu otomobille test sürüşü yapmak isteyenleri boş bir yola çıkartmalı zira o ses otomobili aldırır.
  • Yoğun trafikte vitesi boşa alıp ayağınızı debriyajdan çektiğinizde devreye giren Start&Stop özelliği ve sizi vitesler konusunda yönlendiren Shift özellikleri ile hem performanslı hem de ekonomik bir sürüş zevkini size sunuyor.
  • “City” özelliği ile şehir içi kullanımı çok rahatlıyor.
  • Yağmur, park sensörleri, viraj içlerini aydınlatan far sistemi, yol bilgisayarı, elktronik stabilizasyon, anti-patinaj sistemleri keyifli ve önemli artılar.
  • Oldukça geniş bir bagaj hacmi var. Yüksek poposu yüzünden bir parça yükleme zorluğu yaşatsa da, devede kulak gibi kalıyor.
  • Benim kullandığım modelde stepne yoktu, köpük vardı ki bu da ayrı bir güzellik.
  • Tıpkı Mini gibi tekerlekler olabildiğince köşelere çekildiği için gokart hissi bunda da var. Yüksekliği sebebiyle yalpalayacak hissiyatı verse de, inanın yalpalamıyor.

Negatif olarak:

  • İç mekanda saklama gözü sıkıntısı var. Bilhassa navigasyonun yanındakinin kapağı “Beni fazla kurcalarsan bozulurum bak!” der gibi duruyor.
  • Farları; yükseklik ayarı olması, viraj içlerini aydınlatması gibi özellikleri olmasına rağmen bana yetersiz geldi. Uzunları son derece kuvvetli, ha keza sisler de ancak farlar bana yeterli aydınlık vermedi.
  • Tekerleğe bağlı bir durum biliyorum ama dışarıyla ses yalıtımını bu kadar mükemmel yapan bir otomobilin tekerlek sesini bu kadar içine alması çok şaşırttı.
  • “Piano black” diye tabir edilen orta konsol plastiği çok şık ancak benim gibi parmak izidir tozdur bunlara dellenen birisiyseniz oraya çok bakmamanızı öneririm, zira cidden çok iz tutuyor.
  • Ses sistemini beğenmedim. Kullanımı çok kolay ancak yüksek seslerde müzik kalitesi düşük.
  • Bu Fiat’ın suçu değil ancak Tomtom çok kullanışsız. Ses dosyaları da yüklü olmadığından kendiniz tuşlayarak girmelisiniz, ki bu seyir halinde imkansız, durup girmeniz gerekiyor, ki yazması bir dert, Tomtom sokakları karıştırıyor, Silivri’de yollar değişmiş misal, bizi ters yola sokuyordu kendisi. Ama bir kere becerirseniz gerçekten navigasyonu, sesle uyarısı güzel.

Sonuç:

Punto Evo’nun en alt versiyonu 28.000 liradan başlıyor. Benim kullandığım 1.4 Multiair 105 hp ise 32.000 liradan başlıyor. Ekstra donanımlarla 35.000′i buluyor. Açıkçası tüm artılarına rağmen Fiat’a karşı oluşmuş önyargıyı parçalamak adına yüksek bir fiyat. Fiyat aralığını 24.000 – 30.000 arasında tutabilseydi bence ciddi anlamda satışını patlatabilirdi zira Fiat markasına geçen yıllarda oluşmuş güvensizlik sonucunda 30.000′in üstüne çıkabilecek olanlar değerlendirmeye hemen Honda, Toyota, Volkswagen gibi markaları dahil ediyorlar ki o noktada çok çetin bir savaş sahası var.

Bir şikayetim de aslında Fiat’a has değil, tüm markalara. Bu kadar çok opsiyonel olması beni markadan soğutabilen bir durum oluyor. Yani cam tavanın opsiyonel olmasını çok iyi anlıyorum, neticede zevke yönelik bir şey iken ASR, ESP, Hillholder gibi güvenlik odaklı seçeneklerin opsiyonel olması bana batıyor. Amerikan sistemindeki gibi alayının standart olduğu zamanları iple çekiyorum.

Bence 2 günlük bu deneyimin en önemli ve kısa cevabı bu sorunun arkasında:

- Ben bu otomobili tavsiye eder miyim?

“Evet”.

Bayrampaşa Bikini Bottom

January 9th, 2010 § 0

Ben olayım Sponge Bob, sen olasın Sandy…

Karı koca kalktık Turkuazoo’ya gittik, gittiğimize de bin memnun kaldık.

Su altı olsun, balıklar olsun, merakınız var ise, şiddetle tavsiye ederiz efem.

Yahşi Batı Kamera Arkası

January 8th, 2010 § 0

[MEDIA not found]

Cola Turka’dan bir çuval inciri berbat etme dersleri.

January 8th, 2010 § 2

Efenim Yahşi Batı’ya gidenler, gitmeyenler, neredeyse herkes filmin gerçek kazananının kim olduğu konusunda hem fikir oldu; Cola Turka.

Benim gibi kimilerimiz ürün yerleştirmeden çok memnun kaldı, takdir etti.

Kimimiz ise tepki gösterdi, rahatsız oldu.

Yani her iki türlü de marka kendinden bahsettirdi, farkındalık yarattı, önemli bir adım attı.

Üstelik içinde cinsel göndermelerin de, küfürlerin de bulunduğu bir filme bağlı bulunduğu holding hakkındaki düşüncelere rağmen böylesine bir sponsorlukla destek oldu, adını bu yapıtın içine koydu. Önce tebrikler ve alkışlar bu sponsorluk anlaşmasına.

Fakat. Şu aralar TV’da “Yahşi Batı’nın harbi kolası!” sloganı ile Grey Istanbul imzalı reklamları dönüyor, denk gelmişsinizdir. Denk geldiyseniz farketmişsinizdir ki 5 reklam arka arkaya yayınlanıyor.

Bu nasıl ve neden bir medya satın almadır?

Reklamların kendi içlerinde bir devam durumu, yani “Amamnın sırada ne olacak?” durumu yok.

Sen filmde cayır cayır yer almışsın, bir de TV’de böylesine reklam yapmak neden?

Hakkaten sinemadan çıktığımda -kendi adıma- bende oluşturduğu tüm pozitif düşünceleri zorlaya zorlaya bitirdi. Ve reklamlarda da bir “Türk komedisi” durumu. Kızılderili şefine “Şefim! Bizim hesap” diye seslenmek falan…

Türk’ün Türk’le dalga geçmesinden bi’ bıkamadık. Tamam gülüyoruz kendimize de, 5 reklam üstüste nedir, niyedir, nedendir?!

Ha keza bir de site yapılmış, ki bakın uygulama çok keyifli olmuş ellere sağlık da, o metinler nedir o sitede? Ve filmle bağlantısı sıfır? Sen madem koydun parayı girdin filme, hepten etinden sütünde yararlansana, Aziz ve Lami Bey’le oynatsana…

Son duruma geldiğimde, markanın hangi kesime nasıl sesleneceğine karar veremeden her tarafa saldırıyor gibi bir imajı oluştu ki gözümde, zaten içerik açısından sürekli “taklit” olarak adledilen bir ürünün çok daha kararlı durmasını beklerdim.

Sanıyorum stratejide -artık hangi tarafsa müsesbbibi- biraz dağınık gitmişler.

Dijital marka iletişiminin kısa hikayesi – Bölüm 3

January 4th, 2010 § 0

Buradan devam.

———————————————————————————————

EkşiSözlük denen bir çılgınlık başlamıştı epey önceden. Dünya’daki bütün icatlar ve olayların çekirdeğindeki sebeple aynı çıkış noktasından, bir adamın bir kıza duyduğu aşk sebebiyle yaratılmış bu site önce sessiz ve derinden, sonrasında ise katlanarak büyüyerek, kendi adını taşıyan kitap çıkartacak, köşe yazılarında yer alıp televizyonlara konu olacak, Savaş Ay’a adam yollayacak kadar göz önüne gelerek bir dev halini aldı.

Peki şimdi nerede ekşisözlük? Yanlış anlaşılmasın, hala burada ama neden eskisi gibi değil? Neden şimdinin Facebook’u olamadı ekşisözlük? Kurucusunu Microsoft’a çalışmaya götürecek kadar kuvvetli bir yapı nasıl oldu da gerçek bir dev olamadı?

» Read the rest of this entry «

Fiat Punto Evo(lution kit)

January 4th, 2010 § 1

Efenim ben geçtiğimiz aylarda hazır sene sonu, vergiler falan düşük, acaba arabayı değiştirsem mi diyerekten bir arayışa girip, iki ayrı markanın iki modeli arasında kalmıştım. Honda Jazz ve Fiat Punto Evo. Hatta bu durumu da tee 12 Kasım’da Friendfeed’de dile getirdim, sağolsun arkadaşlar da fikirlerini yazdılar.

O yazı öylece kaldı, sene bitti, ben otomobil alamadım vs vs.

Derken, bugün sabahtan elime bir kutu ulaştırıldı. Pure New Media‘dan geldiği belli olan koca bir zarfın içinden çıkan afilli bir kutu, ki kendisinin resmi ahanda budur:

Ben daha kutunun şaşkınlığı içerisindeyken, cep telefonum çaldı. Arayan Fiat adına yetkili birisiydi, kitin elime ulaşıp ulaşmadığını sordu, ve bana te 12 Kasım’da yazdığım yazıyı Pure sayesinde okuduklarını, kafamdaki soru işaretlerini gidermek istediklerini söyledi.

Ben tam “Sağolun kit güzel tabi” falan diyecekken cümlesini şöyle tamamladı, “Ve biz bu konuda yapacağımız etkinlik sebebi ile bu haftasonu size bir Punto Evo vermek istiyoruz. Deposu dolu, en full aracımızla 2 gün geçirin, değerlendirmenizi yaparken en azından bizim adımıza kafanızda soru işareti kalmasın.”

Ha?

Evet arkadaşlar, ben ki geçtiğimiz yıllarda Guy Kawasaki’ye R8 veren Audi için ortamdan çatlamıştım, bu ne güzel bir ilerlemedir.

Üstelik Fiat ne ortalara dökülüp “Araba veriyoruz var mı isteyen?” dedi, ne bir yarışma vs yaptı.

Okudular, takip ettiler ve sonuca vardılar.

Özetle benimle başlayıp, sonrasında başka bazı blogger/microblogger arkadaşlarla devam edecek bir “deneyimleme” süreci başlatıyorlar.

Bu sürece ilk beni seçtikleri için ve böyle bir iletişim kurdukları için gerçekten hem Fiat’a hem Pure’a teşekkürler.

Ama esas teşekkür; yoğunluktan dolayı, ve otomobilin tadını alamayacağımdan korktuğumdan son bir şımarıklık daha yapmama, ve otomobili haftasonu almama da “kabul” dedikleri için benden hepsine gitsin.

Bakalım içimdeki Jazz aşkını yerlebir edecek mi Punto Evo?

Şimdiden sahaya 1-0 önde çıkıyor zira…

Where am I?

You are currently viewing the archives for January, 2010 at OlcaytoCengiz.com.