Yayında, yapımda emeği geçen herkese hakkaten teşekkürler.
Bu satırları yazarken düşünüyorum da, geride bıraktığım yılda hayatıma her yıl olduğu gibi bir sürü kel alaka insan tanıdım, ama bu yıl öncekilerden sayıca fazla olarak pek çok kaliteli ve değerli insanı arkadaş haneme kattım, yeni dostluklar kurulmaya başlandı, kariyer hedeflerim de yenilenmeler oldu, karımla neredeyse 1,5 yıllık evli oldum :)
Büyük sıçramaların yaşanmadığı ama büyük ölçekli tohumların ekildiği bir sene olduğunu düşünüyorum.
Ne kadar doğru düşünüyorum, bunu yarın sabahı takip eden 364 günde öğreneceğiz.
Bu siteye giren, okuyan, yorum bırakma üşengeçliğini göstermeyen sizlere de ayrıca bir teşekkür ederim, bir şekilde orada olduğunuz için bu site halen burada.
Cümleten mutlu yıllar dilerim efem’.
OC.
Evet, fragmanını görüp gaza gelen karım”Hadi gidelim” dediğinde ilk tepkim buydu .
Zaten kafam karışmış, ben bu Avatar’ı bizim kafası oklu oğlan sanıyordum, aylar önce bir gördüm dedim bu ne, sonra öğrendik ki bu başka, Shyamalan’ın çektiğinin adı zaten “The last air bender” falan filan.
Açıkçası baştan aşağı CG(bilgisayar tarafından yaratılmış) görüntülerle bezeli bir film beni “film” olarak çok da çekmiyordu. Zaten 2 gün önce sözde Jim Carrey’in oynadığı “Christmas Carol”a gitmişiz, hazetmiyorum böyle “mış gibi” yapan filmlerden. Yapay yapay geliyor.
Final Fantasy’yi de sevmemiştim, Polar Express’i de. Ne o öyle?! Gerçek oyuncu gibi yapacaksan gerçek oyuncu olsun, yok animasyon olacaksa, hakkını ver animasyon olsun kardeşim…
Bir de işin içinde James Cameron var. Hayır adam Abyss’de yaptı, Piranhalar da… Terminator de yaptı, Titanic de. Herif tutarsız.
Fekat işte karınızı kıramıyorsunuz, kalktık gittik gösterime girdiğ ilk gün 15:15 seansına.
18 küsürde çıktık.
Aman allahım….
Sırasıyla maddeleyeyim, en iyisi öyle olacak.
3D:
Bir kere ben hiç 3D film izlememişim, onu anladım. Bu filmle ilgili zaten her yerde yazan tek nokta buydu, “Daha önce hiç yaşamadığınız bir 3D deneyimi” diye. Ne demek istediklerini anladım.
Perdeden dışarı çıkan oklar kollar falan bekliyorsanız; unutun. Techno-geek Cameron en iyi yaptığı şeyi yapmış. Film gerçekten 3 boyutlu. Filmin geneline hakim olan daimi bir derinlik hissi var. Ben ki her 3D film çıkışında söven, 45 dakika başağrısı çeken, bir daha hiçbir 3D filme gitmeyeceğine geçici yeminler eden bir kişiyim, 3 saatin bir dakikasında bile ne bir ağrı, ne bir zorlama. “Üç boyut” denen nanenin “derinlik” demek olduğunu şükür biri anlamış ve uygulamış. Öyle ki; filmin çoğu noktasında baktığınız görüntünün üç boyutlu olduğunu algılayamıyorsunuz. İlk defa bir filmde havada uçuşan kıvılcımları elimle kovalamak için refleks hareket yaptım.
Süresi:
162 dakika. Böeh! Sinemada karımın kulağına eğilip “Ara vermeden olması iyi olmuş, filmde kopukluk yaşanmıyor” dememin üstünden 2 dakika geçmeden filmin durup ışıkların yanması, ve koca salonun sözleşmiş gibi hepbir ağızdan “Yoook artık!” demesi kişisel sinema deneyimlerinde güzide yerini almıştır.
Ancak bu 162 dakika sizi korkutmasın, gerçekten kaptırıp gidiyorsunuz.
Konu:
En fazla tartışılan mevzulardan birisi bu konu çok klişe denilmesi. Ben açıkçası hafif bıyık altı kıkırdaması yaşıyorum, yani hayatı yaşayan bir insansanız hangi konu klişe değil ki? Velevki bir bilimkurgu filmi bu, film özü gereği zaten uçuk, bir noktada ayaklarını yere bastırmak gerek, ki Cameron bu noktada hikayeyi çok bildik bir mevzuya dayandırarak mevzuyu dengelemiş.
Karakter tasarımları özgün. İnsanımsı bir durum var. Afrikalı ya da kızılderili göndermeleri gerek mimiklerde, seslerde gerekse takılarda zaten çok bariz. Filmden çıkar çıkmaz baktım, netekim Na’vi’leri canlandıran oyuncuların neredeyse tamamı zenci.
Yıllardır süregelen, hatta halen hemen burnumuzun dibinde petrol üzerine kopan bir tantanayı konu almış kendisi, buradan 5 sene ötedeki bir gezegene Pandora’ya taşımış.
Sinemada sıklıkla başvurulan bir yöntemdir, farklı gerçeklik olarak.
Gezegenin bitki örtüsü olağanüstü güzellikte, naiflikte. Gene bu noktada bu konuya nefis bir kontrast ayarı çekerek o bitki örtüsünde yaşayan canlıları bizim beğeni kavramlarımıza göre “çirkin” yaratmış.
Na’vi ler dışında neredeyse tüm orman hayvanlarının 4 ön 2 arka olarak 6 bacaklı olması enteresan bir genetik bütünlük sağlamış.
Na’vi lere gelince, tıpkı bitki örtüsü-canlılar ikilemindeki gibi, Pandora gezegeni sakinleri olarak onları da çok güzel yapmamış. İnsansılar, çirkin değiller, güzel de değiller, bildiğin yeni bir ırk türü.
Beni benden alan bir kuyruk mevzusu var ki, bilimkurgu sinemasında uzun zamandır gördüğüm en iyi alt mesajlara sahip, ve aynı oranda yaratıcı espri Na’vi lerin kuyruklarının ucunda gizli.
Doğadaki tüm canlılarla “bağlı” kalınmasını sağlayan bu detay, altyazı olarak canlıların aslında doğanın bir parçası oldukları “klişesini” nefis bir biçimde vurguluyor.
Na’vi’lerin uçmalarını sağlayan “Banshee”ler ile olan ilişkilerinde “Banshee sürücüsünü seçer” esprisi ile frp dünyasına ve ejderhalara yaptığı gönderme ise gerçekten benim gibi bu konulara takık bir adamı fena halde duygulandırdı.
CG (Computer generated – Bilgisayar tarafından yaratılmış) Görüntüler:
İşte ana mevzumuz. “Sinema nereye gidiyor?!” naraları atmamıza sebep olan başlık.
Evet filmde korkunç bir CG kullanımı var. Ve bu kullanım o kadar başarılı ki; hangi sahnelerde mevzunun ne kadarı CG ne kadarı makyaj zerre anlaşılmıyor, ki bu konu benim deliler gibi filmin DVD’sini beklememe yol açtı misal.
Diğer canlı zerzevat kısmı tabi ki CG, ancak onlarda da tuhaf bir irrasyonel gerçeklik durumunu yakalamış Cameron. Dokular son derece gerçekçi, görseller çok akıcı, bir bitki gördüğünüzde ya da bir canlı, onu gördüğünüz anda kafanızda “Bu zaar böyle bir şey olsa gerek” diye fikir uyanıyor.
Filmle ilgili sağda solda çeşitli yorumlar var, hatta friendfeed’de de benzer bir şey okudum, “Yaratıklar hiç gerçekçi değil” diye; Pandora gezegeni tamam, Na’vi’ler tamam da yaratıklar mı gerçekçi gelmedi diye gülümsedim içimden.
Bütün yaratıklardaki 2 göz durumu, tıpkı 2 ön ayak gibi sabit, ki bu sizi bir anda Pandora gezegenine aşina hale getiriveriyor.
Bu arada, Terminatör’de T1000′e, Yüzüklerin Efendisi’nde Balrog’a, ve daha nice karaktere ayıldık bayıldık, Pixar’ın Monster Inc.de yarattığı yeni teknolojiye (tüy), Weta’nın LOTR savaş planlarında yarattığı yeni yazılıma öldük bittik, hepsi bir kenara Star Wars yeni üçlemedeki tüm detayların ve karakterlerin hastası olduk da, konu Avatar olunca mı “CG tü kaka” dedik, haydin oradan!…
Son olarak:
Gezegenin adının “Pandora” olması, son derece naif (naive) bir ırkın adının Na’iv olması, madenler için soykırıma varan hareketlerin sergileniyor olması, görsel efektleri, enfes 3D teknolojisi ve 500 milyon dolarlık korkunç bütçesi ile Avatar gerçekten gidilip görülmesi gereken, yeni kuşak sinemanın önemli kilometre taşlarından.
Sam Worthington Terminator: Judgement Day gibi tırt ötesi bir filmde bile kendini belli etmişti, burada ikilemde kalan, kendi hayaletleri ile boğuşan deniz onbaşısına hayat vermiş.
Ancak, tıpkı sinemadan çıkar çıkmaz annemi arayıp “Anne Avatar’a mutlaka git! Ama sakın babamı götürme!” dememdeki gerçek gibi, bilimkurguşinas değilseniz sakın ama sakın gitmeyin! 3 saat adamın şaftı kayar…
Bu filmde öyle dev oyunculuk, inanılmaz hikaye falan yok. Fragmanlardan belli, böyle bir beklenti ile giderseniz üzülürsünüz. Ancak yukarıda yazdığım gibi, yeni kuşak sinema için çok öenmli bir yapım. Ha, “Ben bilimkurgu severim ancak fazla CG beni bozuyor, klişe felan” diyorsanız da, gösterime bu hafta Avatar ile beraber girmiş olan bir film var, “Yabancı dilde aşk” adında, nefis oyunculuk ve hikaye barındırıyor içinde, ona gidiniz, en azından türk sinemasına bir katkınız olsun.
(Filmin şu gün itibariyle IMDB durumu 8,9/10. 23174 kişi oylamış. Tüm zamanların en iyi 250 filmi listesinde 25. sırada. Önümüzdeki günlerde ne olur bilinmez tabi.)


Advertised brand: Removing Barriers Movement
Advert title(s): The barrier is sometimes just a road. (Pavement ad.)
Headline and copy text: Due to roads that are not planned according to their needs, our disabled friends are pushed outside the daily life. Are you aware?
Advert title(s): The barrier is sometimes just a toilet. (Toilet ad.)
Headline and copy text : Due to the lack of toilets that are specifically designated for their needs, our disabled friends run into many frustrating moments during the course of their day. Are you aware?
Advert title(s): The barrier is sometimes just a drain. (Street Drain ad.)
Headline and copy text: Due to the lack of walking areas specifically designated for them, our disabled friends are pushed outside the social life. Are you aware?
McCann Erickson Istanbul
YY/CD: Uğur Çakır
Yrd.YY/Ass.CD: Oktar Akın
SY/AD: Fırat Yıldız
RY/C: Deniz Tan
Acc.Supervisor: Yagmur Erengul
F/P: Gökce Erenmemişoğlu
Rt: Gökce Erenmemişoğlu, Fırat Yıldız