Droid vs iPhone

October 30th, 2009 § 1

Droid fired first,

[MEDIA not found]

…but Apple shot.

[MEDIA not found]

Nefes Vatan Sağolsun

October 30th, 2009 § 3

- Afferim takım

- Sağol!

- Afferim takım

- Sağol!

- Afferim takım

- Sağol! Sağol! Sağol!

—————————

Ben askerliğimi kısa dönem yaptım. Doğu’da ama Kuzeydoğu’da yaptım. Bildiğim kadarıyla bu durum kardeşime yarayacak, ben doğuda yaptığım için, onu göreceğiz.

Ardeşen’de Jandarma’ydım. Jandarma. Fransızca kökenli, “silahlı adamlar” demek oluyor. Diğer birimlerden farklı olarak biz halkla yani “dışarıyla” fazla içiçeydik. Ve ezberlememiz, bilmemiz gereken bir dünya şey vardı. Hele ki içlerinde bir “Jandarma’nın silah kullanma yetkileri” vardı ki, aman aman, 13 maddelik bir liste.

Millet “MP-5″ kullanmaya başlamıştı, bizim timlerde de vardı ama daha ziyade G3…

MP5 makinalı tabanca demek, G3′ün G’si de tüfek demek. Almanca.

Özetle; adını fransızcadan alan bir birimin, elinde adını almancadan almış silahlarla duran, adını bu topraklardan alan 2 numara traşlı adamlarından birisiydim.

Saçmalık. Askerlik zaten saçmalık. Askere gitmek saçmalık. Orada geçirilen süreç saçmalık.

Geçmek bilmeyen ilk gece, acemilik kaynaşmaları, sigara, teneke bardakta çay, Jandarma marşını ezberle, sağa dön sola dön, uygun adım, bu saçmalıkda gülelim eğlenelim derken…

“Komutan gelecek akşam tatbikat yapacağız” dendi.

Allah allah…E bizim eğitim komnutanları iyiydi?…

Akşam oldu, yemek çoktan yendi, yüzümüze gözümüze ayakkabı boyası, kömür, karbon kağıdı sürdük, bez sardık, techizatın parlayan kısımlarına sürdük, sallanan kısımları vücuda bağladık…

Arka bahçedeyiz lan?! Askercilik oynuyoruz resmen. Homurdanmanın bini bin para, bu ne maymunluk diye.

Sonra bir anda bir panik havası, bizim komutanlar tirtir, n2oluyoru zdemeye kalmadan bir adam belirdi arka kapıda.

Komutan bağırdı “Hazroul!”

Gölgenin içinden geliyor. Film gibi! Adamın sıfatını görmüyoruz, boyu 1.80 civarı eni benden iki tane.

Tırsmış duruyoruz. Işık yüzünden önce omuzlarında parladı. Aramızda mırıldaşmalar duyuluyor “3 yıldız neydi lan” diye…

Ve karanlıktan çıkıp önümüzde durdu. Doldur boşalt’ın zayıf ışığı omuzlarındaki yıldızları, oradan sol göğsünün üstünde duran çapraz kılıç, tüfek, paraşüt vb bir sürü şeyin üstünden döndü, başındaki mavi berenin altında bize gülümseyerek bakan bir çift gözde parladı.

“Rahat çocuklar rahat”…Yumuşacık, babacan bir ses.

Biz dumur olmuş durumdayız. Rahata geçtik.

Konuşmaya başladı. Konuştu, anlattı. Yumuşacık yumuşacık konuşurken, cümlesinin içine serpiştirdiği en yakası açılmadık küfürleri bir anda sevgi sözcükleri ya da cümlenin bir parçasıymış gibi kullanmasına adapte olamadık.

Konuşmanın bir yerinde bize döndü, yoruldunuz mu ayakta dedi, çök komutu verdi. Anlattı anlattı, iyi tatbikatlar dedi, gitti.

Biz öyle giyindiğimizle kaldık.

Oradaydı, evet bize konuşuyordu, ama orada değildi. Bizimle çok ilgilenmiyordu.

“Komutanım bu kimdi?” diye sordu bir “devrem”.

Bizim komutan, ki kendisi de komando jandarma idi, “Sabri Komutan” dedi, “Yüzbaşı Sabri komutan”.

—————————-

Acemilik bitti. Sevdiklerimiz geldi, haftasonumuzu şımartılarak, koca çocuklar olarak geçirip yeni birliklere teslim olduk. Usta birliğinin ilk gecesi acemilikten daha betermiş, onu gördük.

Askerlik saçma evet de, o kadar da saçma değil sanki… Görevim dış posta. Kurye yani. Gizli evraklar taşıyorum, muhabere kısmında geçen telsiz konuşmalarını duyabiliyorum. Akşamları da benim gibi “Bir şeyler olsun vakit geçsin” diye yola çıkıp, bir noktada “Asker olmak” kıvamına gelmeye başlamış Ahmet çavuşla operasyona gidiyoruz. Normalde kısa dönemleri almayan komutanı ikna ettik, bizim koğuşun terimiyle “ekşın çavuşlar” olarak her boka biz de atlıyoruz.

Terör, PKK yok, ama malum karadeniz… Her yer mermi. Ateş arasında da kaldık, kanun kaçaklarına pusu da yaptık, tarlasındaki çaya bastığı için kardeşini vurmaya çalışan adamı da ikna ettik, 4 kişiyi doğramış birinin bulunduğu tespit edilen bir evin etrafında 6 saat mevzi de aldık.

Ben daha çok askerliğimin komik, laz kısımlarını anlatmayı sevdim tabi, barutlu kısımlar bende kalsın diye. Ama askerde sadece 3 köşe teşkil atışı yapmadım, o da bir gerçek…

Denetleme var dendi sonra. Bilen bilir, denetleme demek duvarları yalamak demek. Neyse işlere giriştik, tam bir teyakkuz durumu temizlik sebebiyle, denetlemeye 2 gün var, dediler ki alaydan teftişe gelecekler.

Sabah içtima, dizildik bekliyoruz. Havada anlamsız bir gerginlik, öyle duruyoruz çok da rahat olmayan bir rahatta. Öndeki sürgülü kapının sesi duyuldu, bir koşuşturma sesleri, ve yandan gelen sabah güneşinin duvara uzattığı gölgeler ile bölük komutanı bağırdı “Hazrouğl!”

Jilet gibi askeri üniforması ile bir adam yürüyor, adamın kalıbı tanıdık, ancak göğsündeki parıltıdan yüzünü gözünü göremiyoruz. Bölük komutanının selamını aldı, şapkasının altında bize gülümseyerek bakan bir çift göz parladı.

“Rahat çocuklar rahat”…Yumuşacık, babacan bir ses.

Biz dumur olmuş durumdayız. Rahata geçtik.

———————————————

- Olcayto Cengiz, İstanbul!

- Gel Olcayto, ne vardı, hayırdır?

- Komtanım bir şey sorabilir miyim?

- Tabi sor evladım.

- Bu geçen hafta denetleme öncesinde bize gelen yüzbaşının göğsündeki o madalyalar, semboller, neler vardı O’nda?

- Sabri yüzbaşı mı? (gülümseyerek) Ben O’nda olmayanları saysam daha çabuk biter herhalde.

- Neden bir tek O’nda böyle her şey var?

- Sabri Yüzbaşı buraya zorunlu geldi. Yılalrdır güneydoğudaymış. Komutanlığını yaptığı 3 karakoldan 2′si baskına uğramış. Birinde tek yaşayan olarak kurtulmuş, diğerinde bir başka askerle daha kurtulmuş. Emri altında çok adam kaybetmiş. Aksayarak yürümesi kalçasında halen kurşun parçası var. Mavi bereli komandodur. Göğsünde karakol komutanı, bölük komutanı, hava indirme, muharebe gibi pek çok sembol ve madalya var. Bu senenin başında Ankara O’nu buraya yolladı. Zorla yollamışlar, gelmemek için büyük yaygara kopartmış, ama TSK dinlensin ve resmen adam ölmesin diye buraya koydu. Uzun süre kimseyle konuşmadı zaten. Yeni yeni açılmaya başladı. Senin de farkedebileceğin gibi üstçavuşlarla ve astsubaylarla, yani rütbelilerle pek anlaşamıyor, sevmiyor, bizim burada yaptığımızı askerlik olarak görmüyor. Rütbesiz askerlere ise çok yakındır, bildiği abi gibidir. Aman ters düşme ama, kaya gibi bir adam…

———————————————

Haber geldi.

Bölük tedirgin.

Akşamında da televizyonda haberlerde verdi.

Giresun’da bölücü terör örgütüne ait bir takım kişiler yakalanmış. Karadeniz’de eylem planındalar, Hopa tarafından girmişler vs.

Güvenlik önlemleri iki kat artırıldı, nöbetler çoğaltıldı, ciddi post tatbikatları yapılıyor ve ilk defa nöbette G3′e takılı şarjör boş değil ağzına kadar 7,62…

3 gün geçirdik böyle.

Hepi topu 3 gün.

Koğuş hiç o kadar sessiz olmamıştı.

Komutanlar hiç o kadar gergin, sert ve aynı zamanda babacan davranmamıştı.

Hiçbirimiz hiç o kadar gaza gelmiş, gözümüzü karartmış biçimde gerçekten “asker” gibi hissetmemiştik.

Hiç o kadar korkmamıştık…

———————————————

4.gün.

Nizamiye kapısı bir gürültüyle açıldı.

İçeri “land” girdi, sağ ön kapı açıldı, kapı gibi bir adam indi.

Kafasında siyah bere vardı, suratı siyahtı, tamamen kamuflajlıydı.

“Hele bir çay veren yok mu ya?” diye gür, gevrek ve şakıyan bir sesle bağırdı arkaya.

Sabah 5.

Bölük komutanı, nizamiye görevlisi ve nöbetçi çavuş ben şoktayız.

Herkes hazrolda.

Bize döndü. Yorgun gözlerinin içi kanlı, ama bir o kadar da mutlu.

Ve  o yorgun gözlerde bir ışık çaktı,

“Köklerini kazıdık orospu çocuklarının. Rahat çocuklar rahat…” Yumuşacık, babacan bir ses.

———————————————

Ben o stresi 3 gün yaşadım.

Boku bokuna ve vatan uğruna can verebilme ihtimali olduğu gerçeğini ucundan 3 gün yaşadım.

Bunu 7 gün 24 saat yaşayan, bekleyen, bilen çocuklar var.

Ve Sabri Yüzbaşı’lar bekliyor onların başında.

Bu film, bu yapıt, bu belgesel bu gerçeği bize gösteriyor sadece.

Haberlerde görmediğiniz, tartışma programlarında izlemediğiniz şekilde gösteriyor.

Gidin.

Bu filmi görün.

Aldığımız nefeslere karşı verilen nefeslerle yüzleşin.

“Teknik lise öğrencisi materyalist karı”ların romantik olamayacağını öğrenin.

O karakolda siz de yaşayın.

Ve hayata, çevrenize daha dikkatli bakın. Tepkinizi, reaksiyonunuzu göstermekten çekinmeyin, korkak olmadan yaşamanın önemini kavrayın.

Uyumayın.

Çünkü biz uyursak, herkes ölür.

nefes[MEDIA not found]

Kimsenin portmantosunda şemsiye bulunmuyor artık…

October 30th, 2009 § 0

semsiyeYaşınızın 30′un üstünde olduğunu anlamanızın bir dünya yolu var, ama eminim bu hiç aklınıza gelmemiştir.
Evet, eğer portmantonuzda (ki bakınız ayakkabılık yerine portmantonuz varsa bu da bir işarettir yaşınıza) şemsiyeniz var ise, üstelik bunlar irili ufaklı model model ise, ve siz en uzun olanı seviyorsanız biliniz ki orta yaşlarınıza girdiniz.

Ne alaka mı?

Tesüf ederim.

Bakınız bu şemsiye denen aparat, zaten kafadan dünyanın en bahtsız ürünlerinden birisidir, en azından türkiyede. Bu ve kadim dostu şarj aleti yıllaryılı yanlış telaffuz edilir. Hadi telaffuzdan geçtim, “ŞEMŞİYE 10 LİRA” şeklindeki küçük beyaz kartonlarla yanlış yazılmışlığına da çok denk geldim. (Aa, bak aklıma geldi, Galata’dan Karaköy’e inen yokuşta bir yer var, orası da vitrinine ŞARZ yazmış misal).

Neyse konuyu dağıtmayayım.

Diğer şehirleri çok bilmiyorum ancak İstanbul’da artık dine ve bilime karşı gelen “şemşiyeciler” bir sonbahar geleneği oldu. Evet, karşı geliyorlar zira ilmen fennen ve dinen bir laf vardır: “Hiçbir şey yoktan var olamaz” diye.

Peki bu şemşiyeciler?

Pıtır pıtır bir anda beliriveriyorlar. Bizim Ebekulak Bey‘in bir lafı var “Şemsiyeciler log in oluyorlar” diye, tam o hesap.

Ve bakınız sayın okuyucu, bu şemsiyeler model model, şeffaf, renkli, küçük, büyük ve adedi 5 lira!

Ulen benim sigaramın paketi 4.3 lira, koca şemsiye 5!…

Bunun sonucunda tabi n’oluyor, kimse evinde şemsiye tutmuyor. Gerek yok ki? Koca şemsiyenin öööyle yer kaplamasına. Baktın yağmur yağıyor, baktın şemsiyeciler pararlel naylon evreninden summon edildiler, hemmen daha önce orada olmayan abiye yanaş, al 5 liraya şemsiyeni, Nisan yağmurlarının sonunda da at gitsin.

Arada dağıldı mı, e git al 2 tane daha.

Bu durum şemsiye üreticilerine zarar mı veriyor, yarar mı sağlıyor bilmiyorum. Büyük markaları epey zorluyor herhalde, naylon şemsiyeciler ise (naylon her iki anlamdada burada kullanılabiliyor bak, ne güzel) belli ki kar ediyor.

Olsun. Gene de ben plaj şemsiyesi kılıklı koca siyah şemsiyemi seviyorum.

Yaşımla da barışığım tamam mı!

“What is social media?” collection.

October 30th, 2009 § 0

socialmediaHere is a little collection of Social Media definition videos and links.

Hope you’ll like it and can help you.

» Read the rest of this entry «

VW “Think small” Efsaneye saygı. / Tribute to the legend.

October 23rd, 2009 § 0

Yıllar yıllar önce William “Bill” Bernbach adında bir adam çıktı, bir reklam yaptı, ve sadece reklamını yaptığı markanın değil, tüm sektörün akışını değiştirdi.

Şimdi, yıllar sonra adını taşıyan ajansı ustasına saygısını bu işle gösteriyor.

Tertemiz… Bayıldım! İyi fikir!

—————————————

Years years ago, a guy named as William “Bill” Bernbach came up with an ad which changed not only that brand, but whole advertising industry.

Now, years later, the agency which carries on his name tributes his master with this work.

Very clean…I loved it! Good idea!

Think small, 1959:
VW Think Small

Think small, 2009:
VW Think Small

DDB Berlin
Chief CO: Amir Kassaei
Sorumlu YY/Exec. CD: Stefan Schulte
YY/CD: Dennis May
RY/C: Ricardo Wolff
SY/AD: Gabriel Mattar
GT/GD: Marilyn Wolf

Unicef – Pedofili / Pedophiles

October 23rd, 2009 § 0

Okumadan duramıyorsunuz, okumayı bırakamıyorsunuz…Son derece güçlü nefis bir iş.
You can’t avoid to read it, you can’t stop reading it…Very powerful, great ad.

unicef

unicef1

unicef2

Ogilvy & Mather, Şili/Chile
YY/CD: Felipe Manalich/Nicolas Neumann
SY/AD: Alejandro Caputo/Jaime Gonzalez
RY/C: Nicolas Neumann/Felipe Manalich

Twitter sakalı / Twitter beard

October 23rd, 2009 § 0

twitterbeard1Tasarımcı Von Glitschka tarafından yaratılmış bu maske benim gerçekten çok hoşuma gitti. İlk fırsatta yapıp fotoğrafımı çekmeyi planlıyorum :) Von Glitschka (Vonster)’yı sitesinden ya da twitter hesabından siz de takip edebilirsiniz.


This mask is greated by designer Von Glitschka. I really loved it and thinking to make a one for myself asap! You can see and read his work on his blog and follow him on twitter.

Maskeyi indirmek için tıklayınız / Click to download mask pdf

twitterbeard

Mac vs PC – Windows 7

October 23rd, 2009 § 0

Well, nowadays Microsoft is releasing its new Windows; Windows 7.

And Apple, released its new ad.

Well,…this is mean. And i loved it!

Ali Taran Sunar: No Ofsayt!

October 22nd, 2009 § 0

Yetenek Siz’siniz yarışmasında ekranlarmızı şenlendirmesi beklenen türk reklamcılığının 2.kuşak ustalarından Ali Taran bir anda karşımıza bir sinema projesi ile çıktı.

Ali Desidero karakterinin “Ali Tarantula” ismiyle arz’ı endam edeceği bu projede anlaşıldığı kadarıyla kahramanımızın ofsaytı kaldırma çabası beyaz perdeye yansıyacak.

- “Kim o?”

- “Kim geldiyse o”…

tipik bir Ali Taran kalemi :)

ofsayt

Volvo Blind Preview

October 22nd, 2009 § 0

Where am I?

You are currently viewing the archives for October, 2009 at OlcaytoCengiz.com.