Deney 7 başladı!

September 27th, 2009 § 1

f0ab3fbc7dc69b4a590df7dc7d570734304b7171Bir yarışma düşünün.

Bir hafta sürüyor hepi topu. Size gayet iyi bakıyorlar, hatta gözlerini üstünüzden ayırmıyorlar. Yapmanız gereken tek şey internete girmek, arada da oyun oynamak. Sonucunda mı? Sadece meşhur olma, popülerliğin tavan yapması ve 20.000 lira kazanmak gibi şeyler var.

Ne dersiniz?

Windows 7 Türk kullanıcılarını 41?29! önderliğinde ve Alem FM, Garanti, Teknosa ve Türk Telekom sponsorluğunda gerçekleştirilen Türkiye’nin ilk gerçek zamanlı dijital deneyi ile selamlıyor!

Picture 4Proje ne derseniz; öncelikle 26 Eylül – 9 Ekim tarihleri arasında  http://deney7.com üzerinden 2 kişi aranıyor, bu 2 kişi faz 16-22 Ekim tarihleri arasında birer ev şeklinde dosenmis, lokasyonu gizli 2 yere yerlestirilecek ve 7 gün boyunca kendilerine verilecek 77 görevi gerek kendi başlarına gerek takipçilerinden alacakları destekle yerine getirmeye çalışacaklar.

Picture 1Ha bir de, onlar çabalarken tüm türkiye onları internet üzerinden canlı izliyor olacak.

Sonunda başarılı olan yarışmacı ise deney7′den çıkarken hediye olarak sertifika alacak.

Üstünde 20.000 lira yazan bir sertifika! Evet, doğru okudunuz, 7 gün sonunda kazanan tam 20.000 TL nakit para ödülü sahibi olacak. Peki onları takip eden, onlara yardım eden kullanıcılar sadece kazandırdıkları için mutluluk gözyaşı mı dökecek? Hayır! Takipçilerde laptoplar, windows 7 lisansları, usb stickler gibi onlarca hediye kazanacak.

Picture 2

Son günün akşamı da bir partiyle kapanacak.

Tüm bunları kazanmak için yapmanız gereken tek şey, neden seçilmeniz gerektiğini anlatan bir video hazırlamak ve siteye yüklemek. Eğer isterseniz fotograf ve hatta bir paragrafla da basvurabilirsiniz ama takdir edersiniz ki,  ama video’nun etkisi cok daha yüksek olacak.  (Flickr’a mı daha çok bakıyorsunuz YouTube’a mı? ..Yaaa, yaa…)

Sözün özü, Deney7 sizi bekliyor.

IKEA kataloğundan ne öğrendim?

September 16th, 2009 § 1

katalog- “Abi size geldi mi? Ben o kadar adres bıraktım tın, yok hala”.

Böyle dan diye lafa girince ne oluyor dedim, ne geldi mi, ortak bi’şi mi istemiştik diyecek oldum kendisine. Kendisi dediğim de, bana bu dünyada gerçek anlamıyla “abi” diye hitap eden tek kişi. Bütün bu düşündüklerimi özetler bi şekilde “Hö?” dedim,

- “Katalog” dedi, “Ikea kataloğu”.

Quelle vardı ben küçükkene. Annemlerle yurtdışına gittiğimizde alırdık, ya da yurtdışından gelen eş dost getirirdi. Evet yurtdışına çok çıkardım ben küçükkene. Ama sizin öyle düşündüğünüz gibi uçakla değil çok daha nefis şekilde, neyse onu sonra anlatırım.

Ben hastasıydım bu Quelle kataloğunun. Bi kere envai türlü oyuncak ıncık mıncık var. Bir de iç çamaşırı kısmında orası burası gözüken kadınlar var. Allah yani. Böyle ansiklopedi gibi, yok verkauf yok neu falan bin tane alman lafı ama yüzbin görsel.

Sonra büyüdük, Quelle ile görüşmez olduk, içimdeki “Ulen nasıl okunuyor bu Quelle kelimesi?!” sorusu da kendini başka sorulara bıraktı.

Yıllarca aynı tadı verecek kataloglar aradım, ama bulamadım. Tam bu katalog sevdası geçti derken birden hayatımıza köfteleri, yassı kolileri ve avucumda kaybolan kalemleri ile Ikea girdi. Peşi sıra da katalogları.

Bir heves gittik açılınca. Böyle bir gaz girdik, ancak aynı gazla çıkamadık. Ne bileyim bi içim almadı. Çok beğendiğim şeyler 2-3 adet oldu, ifak aksekuar kılıklı şeylerini çok beğendim hiç bir koltuğunda kanepesinde rahat edemedim.

Kataloğu da küçüktü zaten.

Ama etrafımda bir anda bir Ikea furyası başladı. Su içiyorum, son yudumdan sonra bir Ikea logosu, birinin evine gidiyorum, ortada beyaz taburemsi sehpalar, koltuklar, kanepeler hep aynı… Zaten hep kafam karışmıştır, İsveç ve İsviçre’yi karıştırırım, çakı kullanarak ayırırım, bir de bu mevzular, bu çılgınlık?

Ulen benim evimdeki oyuncak vitrinlerim ile oyuncakçımın vitrinleri aynı; Ikea.

Hele bir de koltukları tabureleri isimleriyle bilenler var ki, böyle anlatıyorum falan “Aaaa, Johansburger!”  diyor… Zındık, senin coğrafyan kaçtı acaba diye bağırasım geliyor.

Neyse.

Bu kataloglara esas gıcık olma sebebim, ya çok yalancılar, ya da ne kadar bilmemkaçıncı dünya ülkesi olduğumuzu yüzümüze vuruyor olmaları.

Bakınız muhterem okuyucu, bir Ikea kataloğuna bakarak şu bilgileri edinebiliyorsunuz, en azından ben edindim:

- Herkes J harfinin Y diye okunduğunu bilir.

- İsveç’teki bütün evlerin tavan yüksekliği 3 metreden falan başlar.

- İsveç’in yerel bilgisayar markası Apple’dır.

- İsveç’te dergicilik almış yürümüştür. Binüçyüz farklı dergi vardır ve ortalama bir ailede bu 1300 derginin nereden baksan bir 600 tanesi vardır.

- İsveç’te çamaşır asılmaz. Kurutucu vardır.

- İsveç’te hiç toz yoktur. Bu sebepten bütün camlar çanaklar dergiler kitaplar raflarda açıkta öyle sereserpe durur.

- Bir İsveçli’nin kitaplığında ortalama olarak -1300 derginin yanında- 2800 kitap vardır.

- Ve “aradığı kitabı rahatça bulur”

- İsveç’liler laptoplarını duvarda kilitli bir dolapta saklayabiliyorlar.

- İsveç bir kutu ülkesidir. “Toplamak” lafı tamamen “kutulamak” demektir. Hiçbirşeyin özel yeri yoktur, kutusu vardır. Herşey kutulanırsa ortalık toplu gözükür.

- İsveç’te kimsenin ayağı kokmaz.

- İsveç’te hiçbir spor ayakkabı ya da deri rugan ayakkabı koku yapmaz.

- Bu iki sebepten “ayakkabılık” kavramları genelde boy hizasında plastik kapaklı kutular (bakınız gene kutu) ya da yukarı doğru çıbıklar şeklindedir. Ayakkabınızı çıkartıp bu çubuğa takarsınız. Bir de bunun gardrop içinde olan versiyonu var ki allah diyeyim.

- İsveç ofisleri ise teneke ve yer yer sunta üstüne kuruludur. Çok şık gözüken ve çekmeceleri enfes açılmayan kesonları vardır.

- İsveç mutfağının tek bir yemeği vardır; köfte. Ama soslu köfte. Hatta reçelli soslu köfte.

- Türkler İsveç mutfağına bayılır.

Bütün bu saydıklarımı bir katalogdan çıkartıyorum. Üstelik markaya düşman falan da değilim, ama sadece bu fetişizmi anlamıyorum.

- “Var” dedim. “Ikea’dan aldığım kitaplıklı tuvalet kağıdı tutacağı aparatında duruyor, uğra vereyim.”


Akşama da yemeğin var mı? Yoksa bize gel, nefis İsveç köftesi var. Yengen kendi tarifini uyguladı, ballı…

Transformers Auditions/Seçmeler

September 13th, 2009 § 0

Hillarious!!

Mario The Espresso Machine

Sgt. Power The Cordless Drill

Chad The Game Controller

Walter The Washing Machine

Vicki & Danielle The Styling Appliances

Hiro The Toy Robot

Freddy The Flame Grill

Tammy The Sat Nav

The Moscow News

September 7th, 2009 § 0

Hiroshima

NY

BBDO Moscow
Creative: Andreas Toscano

True Blood

September 4th, 2009 § 0

“BEKLEMEDE.
Vampir yuvası keşfedildi.
Verdiğimiz rahatsızlıktan özür dileriz.”

true blood

Auckland’de yer alan büyük inşaat çalışmalarından birisi duruyor, ve bu durgun dönemi DRAFTFCB Auckland harika bir fikir, enfes mecra uygulaması ile değerlendiriyor!

When work on one of Auckland’s largest developments stopped, DRAFTFCB came up with this perfect ambient, great idea!

DRAFTFCB, Auckland
Exec CD: James Mok
CD: Billy McQueen, Chris Schofield
Creative: Rory McKechnie, Chris Schofield, Billy McQueen

Nike Futbol – Farkı sen yarat!

September 4th, 2009 § 0

Nike için Türkiye’den çıkan şimdiye kadar gördüğüm en iyi iş. Grey İstanbul yaratıcı ekibine tebrikler, DEPO film ve İlkay Kopan’a alkışlar.

Bu arada, dış ses Tuğbay Bilbay mı yoksa ben mi benzetiyorum, fikri olan?

(EDIT: Dış ses Arda Turan’mış. Künyede de nal kadar yazıyor, benim şaşkınlığım. Ancak benzettim gerçekten de…)

Nike and Turkey’s talent Arda say; “You make the difference”

GREY Istanbul
Director: ilkay kopan
Production Company: DEPOfilm
Offline Editor: Erhan Acar Jr, ABT Ajans
Online Editor: Özgür Yiğit, ABT Ajans
Sound Design: Erkan Altınok, Erkan Cigit, 1000Volt
2DAnimation: Imago
Dubbing: Arda Turan
DOP: Burak Turan
Football Choreographer: Andrew Ansah, Ryan Lee

Where am I?

You are currently viewing the archives for September, 2009 at OlcaytoCengiz.com.